Kekova Kaleköy’ün Çocukları

DSC01604.JPG

Demre’ye varınca sıcağın getirdiği endişe ve muhtarla telefonda konuşmanın verdiği güvensizlikle ne yapacağız burada çok sıcak, yayla mı bulsak başka köy mü bulsak telaşı içinde başka köyler arayışına girer gibi olduk sonra sakinleşip programımızdaki gibi Kekova’yla devam etmeye karar verdik.

DSC01401

Kaleköy’de halkın çoğu turizmden geçiniyor gibi, köylüler evlerin kafeye, pansiyona çevirmiş, akşam belli bir saatten sonra kafeler evlerin bahçelerine dönüşüyor. Blog yazmak için bir gün Ramazanlar’ın kafesinde geç saate kadar oturunca gözlemeleme fırsatım oldu bu değişimi, bir saatten sonra ışık falan kalmıyor köyde. Köyün biraz daha ilerisinde ki orası ayrı bir köy mü oluyor, köyün mahallesi mi oluyor bilemiyorum tavuğu, ineği olan birkaç aile var. Oradan yumurta ve süt temin edebildik. Bir de seralar var. Yine de çok değil serayla hayvanla uğraşan. Kaleköy’e Kekova’dan tekneyle geçilebiliyor ya da arkadaki birkaç km’lik yolu kullanarak. Ne Kaleköy’de ne Kekova’da pazar kurulmuyor. Köylüler Demre’ye gidiyorlarmış alışveriş için. Yalnızca bir manav var sebze satan Kekova’da ve bir de oldukça kötü sebzeleri olan bir market var. Haftada bir gün bir pazar arabası geliyormuş. Kaleköy bir tepeye kurulmuş, bir yerden sonra arabayı bırakıp yürüyerek devam etmek gerekiyor. Arabanın girmediği bir köy Kaleköy.

DSC01601.JPG

Köye vardığımızda muhtarla iletişim kuramadık, yayladaymış, bizimle uğraşmayı pek istemedi gibi geldi bize, azalardan biri ile görüştük, herkes çok yoğunmuş aza da dahil olmak üzere, turizm sezonu olduğu için. Çocuklar da çalışır çocuk bulabilir misiniz bilmem dedi ama biz yine bir sürü çocuk bulduk, zamanımızı onlara göre ayarlayarak. Turizm sezonu ama gezdiğimiz turistik köylerde gördük ki yabancı turist yok, haliyle.

DSC01378

Pemra’yla köyü dolaşırken çocuk seslerini takip edip, önümüze çıkan duvardan tırmanıp okulun bahçesinde oynayan çocuklara seslendik. Biz geldik yarın çalışmalar yapacağız dedik. Heyecan ve hevesle karşıladılar bizi. Hatta Ramazan Eray gösterinin ismini bile buldu. Süper Gemiciler olsun diye tamam yarın buluşuruz o zaman deyip saati ayarlayıp çocuklarla sözleştik. Ertesi günde çalışma saatimiz olan beşe kadar köyde gezinip gördüğümüz çocuklara çalışmayı haber verdik. Ne yapacaklar gelecekler mi sorularıyla beşte mekanımız olan okulun bahçesine gittik. Çocuklar birden “Geldileeeer!!!” diye bağırıp koşmaya başladılar. Meğer önceden gelmişler de bizi bekliyorlarmış ve sonradan itiraf ettiler ki bizim Pemra’yla onlarla konuştuğumuz gün bizi dolandırıcı zannetmişler, onları gösteri yapacağız diye kandırdığımızı düşünmüşler, o yüzdenmiş bizi bir süre takip etmeleri önceki gün.

DSC01460

İlk gün çocuklarla tanıştık, sevdiği şeyleri öğrendik, tavşan seven, deniz seven, yüzme seven, futbol seven çocuklar varmış Kaleköy’de. Yine bir klasik haline gelen güven oyunumuz hacıyatmazı oynadık, nesne dönüştürmece oynamış olmalıyız. Çocuklar hevesli ve isteklilerdi. Aralarında adı Tuğçe Tuna olan ve sevdiği şeye dans ve cimnastik diyen biri de vardı! (Bilmeyenler için Tuğçe Tuna Mimar Sinan’da Çağdaş Dans Bölüm Başkanı oluyor 🙂

DSC01369

 

DSC01456

Bu köydeki çocuklar bize almaya çok açık ve istekli geldiler ilk günden itibaren. Çalışma mekanımız okulun bahçesi olduğu için dikkatleri çabuk dağılıp oyuna kayabiliyordu özellikle yaşça küçük olan çocukların.

DSC01499

Çocuklar arasında tam çözemediğimiz bir hiyerarşi, bazı çocukların yer yer dışlanma durumları vardı, ve sanki kendisine yapılanı hemen başkasına yapmaya yöneliyordu kimileri. Çok olgun ve sorun çözen çocuk tipleri de vardı, biri birinin elini tutmuyorsa hemen yerini değiştirip araya girip çemberi tamamlayan. Bu gibi sorunlar biz araya girmeden çocukların yardımıyla çözülüverdi bazen.

DSC01416

Bu köyde Recep, Havle ve Alican da bize katıldılar sekiz kişiyle en kalabalık köyümüz oldu bu köy. Onlarla da renk geldi, yeni ses geldi atölyelerimize. Arada değişik yüzler görüp, farklı haller görmek iyi oluyormuş.

Çocuklar küçük küçük hediyeler getirdiler, dükkanlarında sattıkları bileklikler, yazmalar, Mehmet namı diğer İngiliz’in gidip dikenlere batma pahasına getirdiği frenk incirleri, tadımlık dondurmalara. Hep de erken geldiler okul bahçesine, belki orasının zaten oyun alanları olmasından.

DSC01792

Gösteri için çocuklara sorduk ne yapalım diye, bir sürü fikir geldi, Ramazan’ın fikri olan Süper Gemiciler’den esinlenip grubumuzu vikingler ve korsanlar olarak kurguladık, yemenileri kafalarına iki farklı şekilde bağladık. Recep’in istediği parkuru oluşturduk. Pınar’ın herkes müzikle dans etsin isteğini sona koyduk, köy halkını da davet ettik.

DSC01619

İlk gün Gözlemeci Gofret diye bir tekne görmüştük. Ne garip isim diye düşünmüştük. Meğer bizim çocuklardan Fatmalar’ınmış o ve gerçekten de gözlemeciymiş. Tekneyle turistlerin uğradığı koylarda gözleme yapıp satıyorlarmış. Bu arada Fatma arkadaşımız Şeyma’nın çocukluğu.

 

 

Salda~Atölyelerden sonra

Gösteriden sonra

DSC01124

Köydeki son gecemiz olduğunu sandığımız akşam, yemeğinde gösterimizi yaptığımız düğünün kına gecesine katıldık. Erkekler katılamayacak sandık ama bahçede yapılan gecede erkekler de vardı ve köyümüzün gençleri anonsuyla ortada oynamaya bile çıktılar.

DSC01134

Biz bir köşede kendi halimizde dans ederken sonradan tanışacağımız Gülperi aramıza girip bize geleneksel figürleri öğretti, sonrasında da bizi çaya davet etti. Tüm yorgunluğumuzla ona evet derken nelerle karşılaşacağımızı hiç bilmiyorduk. Ne gülmekten yanaklarımızı ağrıtacak Gül Abla ve Güldane Abla’dan haberdardık ne de uykumuz gözlerimizden akarken ortamı bırakıp uyumaya gidemeyeceğimizin ayırdındaydık. İlk andan beri o kadar  samimi ve bizi içlerine alan bir halleri vardı ki oradan ayrılamayıp iki gün daha kaldık.

 

Güldane Abla’nın ve onun çocukları Gülperi’nin (Güldane Abla’nın deyimiyle Konya Şekeri), Murat’ın (Medine Hurması), Şefika’nın (İran Hurması) hikayelerine bir yerden dahil olduk, saatlerce 101 oynarken Duygu o saatler boyunca örgüsünün karışmış ipliğiyle uğraştı, Murat olmasa günün ağardığını da görürdü ama neyse ki sabaha karşı ipi çözüp rahatlayıp uyuyabildik. Güldane Abla da Gül Abla da çok komik kadınlardı, sanki neşeli olmayı öğretmiş o örgü ipliği gibi karışmış hayatları onlara. (Güldane Abla demişti yine bunu benim hayat gibi bu iplik de diye.) Evlerindeki küçük detaylar, sifonun borusunu saran çiçekler ipuçları gibiydi onların nasıl gördüğüne dünyayı.

DSC01142Gülperi’nin de birkaç gün sonra düğünü olacaktı, karanfil çizmekten bahsetti. Çizdirmeyecekmiş de sonradan hazır karanfil çizdireyim demiş ama onu da beğenmemiş. Neymiş karanfil çizmek derken Güldane Abla kendi düğününden kalan karanfili getirdi. Kocaman bir karanfil kolyeymiş bu, geline takılırmış güzel kokarmış. Karanfiller birkaç gün suda bekleyip yumuşadıktan sonra ipe diziliyor. Şimdi köyde karanfil dizen pek kalmamış. Güldane Abla hepimize birer tane karanfil dizdi hatıra olarak.

DSC01176

Salda Babakale’den farklı olarak köylülerle daha çok iletişim kurduğumuz, evlerine, sofralarına konuk, hikayelerine dinleyici olduğumuz bir köy oldu.

 

 

Salda’nın Çocukları

 

Babakale’den çıktıktan 1 saat sonra Yankı’yı Demet Teyze’ye, Tansu’yu da ablasına bırakıp yolumuza devam ettik, arabada yer açıldı da kimilerimiz de arkada esneme yapma fırsatı buldu. (iddialara göre yakın zamanda bize tekrar katılacaklarmış (!)).

DSC00520

İki günlük gezentili, kimi zaman yol kenarına çekip beklemeli yolumuzun ardından Salda Köyü’ne vardığımızda gözlerimiz, bitabii, meşhuur Salda Gölü’nü aradı. Köy girişindeki mezarlık yanı çeşmesinde sulandıktan sonra köyün içine doğru ilerledik, küçük bir kahve ve eski bir belediye binasıyla karşılaştık.  Köyün içine kadar girip yolunu şaşıran gezginlere alışık oldukları her hallerinden belli olan abiler, daha sormadan göl yolunu tarif ettiler, hatta bir tanesi, Bilal, bize motoruyla göle kadar eşlik etti. Gölün beyaz kumu ve açık mavi başlangıcı ve laciverte çalan devamı.. Muhteşahaneharikaüf.

DSC00617

Göl ve köy, her şeye rağmen, henüz turizme açılmamış. Pazarları ailelerin ve civar şehirlerden gelenlerin uğrak yeri olmuş ama henüz “yatırımcılar” tarafından keşfedilmemiş. Gölün yakınlarında çam altına kurulduğumuzda, Duygu iç çekiyor “mhh..  tıpkı Maldivler gibi.”

DSC00646

Köyün içinde ve gölün etrafında hummalı kazı çalışmaları dikkatimizi çekti, muhtar Ömer Abi’yle tanıştıktan sonra öğrendik ki bu çalışmalar yeni yollar içinmiş, alt yapı hizmetiymiş ve göl etrafındaki olanakları artırmayı amaçlıyormuş. Ömer Abi Maldivler’e gittiniz mi diye sorunca, köylünün gölün en çok gidilen bölgesine Maldivler dediğini öğrendik. Kıps!  Velhasıl, bu köyde de muhtar bizi olumlu karşıladı ve mevcut bütün mekanları kullanımımıza açtı. Nerden gelip nereye gittiğimizi anladıktan sonra ertesi güne anons yaptırabileceğini söyledi ve biz öğlen ikide çocuklarla tanışacağımızı sanarak yanından ayrılıp köyü keşfe çıktık.

DSC00698

 

DSC00717

Ertesi günle ilgili iki endişemiz vardı: İlk olarak köye varır varmaz tanıştığımız sevimli mi sevimli Saniye Teyze ve onun yengesi Nurseren Teyze’nin köyde hiç çocuk kalmadığına ilişkin yorumlarıydı. Çoklarının şehre göçtüğünü değilse büyüyüp okula gittiğini köyde pek çocuk olmadığını söylediler. Üstüne muhtar Ömer Abi de bu minvalde konuşunca çocuk sayısının çok az olduğu bir köye geldiğimiz izlenimine kapıldık.

DSC00675.JPG

Tanışma gününe dair ikinci problemse ilçede kurulan büyük pazardı. Haftada bir kurulan pazara, köyün gençleri ihtiyaçları karşılamak kadar eğlenmek için de gidiyordu belli ki. Ve saat iki bu programın tam ortasında olduğundan pek az kimseye duyurabildik ilk anonsumuzu.

 

Lakin akşamüstüne kadar gelene geçene söyleyee söyleye güneş batmadan önce yirmi kadar çocuk ve gençle çayırda toplaşmayı başardık. Tanışma çemberinin üstüne küçük birkaç oyun oynamaya çalıştık ama herkesin dikkati o kadar dağınıktı ki biz de birbirimize alışmamızı kolaylaştıracak ve herkesi keyiflendirecek bir oyun oynamaya karar verdik.

Silah topu oynarken saatler saatleri kovaladı ve güneş yavaş yavaş giderken biz de yorulmaya başladık. İlk günün sonunda kapanış çemberi yapıp ertesi gün için sözleştik.

Ertesi gün atıl durumda olan halıcılık okuluna bakmaya gittik, ahşap zeminli olması ve köyün epey merkezinde olması açısından çalışmalarımıza uygun olacağını düşündük nitekim öyle de oldu. Okuldaki temizliği bitirmek üzereydik ki ilk çocuklar gelmeye başladılar. Salda’da Babakale’den farklı olarak, doğaçlama, teknik ve ritim çalışmalarını iç içe yapmayı denedik. İkinci günde sadece oğlan çocuklarının olmasına biraz üzüldük nerede bu kız çocukları diye hayıflandık. Son gün tanıştığımız bazı kız çocukları etkinliğin sadece erkeklere yönelik olduğunu sandıklarını söylediler.

DSC00890

İkinci günün programı şöyleydi, 8 hareketle yere inip 8 hareketle yükselmek, omurga yuvarlamak, salınma (swing) ve el üstünde durmanın içinde olduğu kısa bir hareket seti. Çocuklar takip ettiler ve sevdiler, yapmaya çalıştılar, makul bir süre sonunda dikkatleri dağıldı. Doğaçlamada ise nesne dönüştürme oyununu oynadık. Sahnede bir kişi var görünmez bir nesneyle hareket ediyor, diğeri gelip o nesneyi alıp başka bir nesneye dönüştürüyor ve bu böyle sürüp gidiyor. Bunu önce biz gösterdik, çocuklar katılmaya çok isteklilerdi, hemen bizden sonra çıktılar, seyirciyken de nesneyi tahmin ederek katıldılar. Sonra sesli fotoğraf doğaçlamasına geçtik. Bu doğaçlamada da çocuklar tek tek sahneye çıkıyor, bedenlerine bir şekil verip ne olduklarını söylüyerek birbirlerine ekleniyorlar. Mesela ben bir ağacım diyor biri, diğeri ben ağacın yanındaki kediyim diyor öbürü ve bu böyle ilerliyor. Bunda da çok eğlendiler. Son olarak çember olup bir oyun (ha-ho-hay) oynayıp doğaçlama kısmını bitirdik. Bu köyde doğaçlamalara katılım epey fazlaydı. Atölyenin son kısmını ritime ayırmıştık. Fakat bunun pek iyi bir fikir olmadığını düşünüyoruz çünkü çocuklar yorulmuş oluyor. Belki bu yüzden çocuklar pek takip etmediler, dikkatlerini vermediler ya da ritimleri pek hissedemediler. Ritim tutmaya pek alışık değil gibilerdi. Onlarla ritimle ilgili bir oyun oynadık (Sıradakine Geçti) onu sevdiler. Atölyenin tamamı yaklaşık 2,5 saat sürdü.

DSC00951

Ertesi gün son çalışma günüydü. 3 tane kız çocuğunun gelmesi bizi sevindirdi. Birbirimize masaj yaparak başladık. Biraz çekingen davrandılar ve geçiştirdi kimileri. Ardından hayvan yürüyüşlerinin, elini ayaklarını yerden kaldırmadan ilerlemenin, sadece bazı uzuvları kullanarak hareket etmenin içinde olduğu dinamik bir ısınma yaptık. Çalıştığımız seti tekrar ettik ve onu sahnelemeye yönelik çalışmalar yaptık. Doğaçlamada makine çalışmaları yaptık. Ütü, çamaşır makinesi, elektrik süpürgesi, blender olmayı denedik. Uyku makinesinin ya da köy makinesinin nasıl olabileceğini hayal edip denedik. Sonrasında isteyenler rüyalarını anlattılar ve onları canlandırdık. Bu çalışmada çok eğlendiler. Neredeyse herkes rüyasını anlatmaya çok istekliydi. Son olarak yine ritim çalıştık bu sefer belli bir ritim verdik, iki gruba ayrılıp bunu çalıştık, bir grup ritim tutarken diğerleri sahne üzerinde hareket etti. Bu çalışma önceki ritim çalışmasına göre çok daha iyiydi, çocuklar odaklanıp takip edebildiler. Sonunda yarınki gösteri için çocuklarla birlikte toplantı aldık, yer zaman belirledik, Salda’ya gidip gösteri ardından piknik yapmaya karar verdik. Ertesi gün 10’da buluşmak üzere sözleştik.

DSC00988

Gösteri günü çalışmalarda yaptıklarımızı harmanlayıp gösteriyi oluşturduk birkaç kere prova aldık, hemen yanımızda pişirilen düğün yemeğinden yedik. Sadece buğdayla etsiz yapılan keşkek ne de güzel oluyormuş.

 

Gelin de gelip insanlar toplanmaya başlayınca burada bir gösteri yapsak mı diye düşündük. Ben istemem ben utanırım diyen çocukları ikna edip müziği birkaç dakikalığına kapattırıp orada gösterimizi sunduk.

Akşama kına varmış, gelin kınada da yapın dedi gelinin akrabaları 🙂 Gelin de beden eğitimi öğretmeniymiş, tesadüf. Sonra çocukları karavana doldurup kendimizi Salda’ya götürdük. Deniz kenarında güneşlenen turistlere gösterimizi duyurduk. Beyaz kumların üstünde gösterimizi yaptık.

DSC01062

DSC01066

 

Muhtar gösteri sonrasında herkese benden tost ve içecek deyince bütün çocuklar yediğimiz yemeğin de üstüne, pikniğimizden de önce tostlarını yediler iştahla. Ama bizim de gazozumuz var onları kim içecek diye endişelenen Duygu’nun endişeleri yersiz çıktı, getirilen yiyecekler içecekler ağaçların gölgesinde bitirildi. Şeref, Ahmet, Bayram ve Ömer’in göle girme ısrarları sonuçsuz kaldı, biz sorumluluk almak istemediğimizden göle ayaklarımızı sokup köye geri döndük.

DSC01012

 

Salda Değerlendirmesi

Salda’da tanışma günüyle ilk çalışma gününü birleştirmiştik, bunları ayırmanın daha iyi olduğuna karar verdik. Böyle olunca günler hemencecik bitiverdi, tanışma günü ayrı olunca çocukların da kafalarında ne yapacağımıza dair bir fikir oluşuyor bu da atölyelerin verimliliğini arttırıyor.

Anonsta “gençlere ve çocuklara yönelik” deyince erkeklere yönelik sanılmış.

Kız çocuklarına ulaşamadık. Ev ev gezip mi çağırmalıydık ne yapmalıydık? Köyü afişlemek olabilir miydi?

Dereye öz diyorlarmış burada 🙂 Çocuğun biri öz akıyor aşağıda deyince öğrendik.

Teknik, doğaçlama ve ritim çalışmalarını birleştirmek iyi oldu ama çocuklarla geçirdiğimiz süre azaldı. Belki çalışma ikiye bölünebilir.

İlk günün çoğunda oyun oynadığımız için çalışma süresi az geldi gibi hissettik.

Gösteri Babakale’dekine göre daha bir gösteri gibi oldu. Çünkü Babakale’de bu eksiğimizi fark edip sahne üzerine daha çok çalışmıştık.

DSC01053

 

 

Babakale’nin Çocukları

12 – 16 Temmuz – Babakale Çanakkale

DSC00108p.jpg

Babakale’de köylülerin çok büyük bir kısmı balıkçılıkla bir kısmı da turizmle geçiniyor. Köyün dışındaki zeytinlikler de geçim kaynağı. Tarım hayvancılık pek yok. Çünkü Babakale yokuşa kurulmuş bir köy ve tarım arazileri yok. Evler iç içe, sokaklar dar. Son zamanlarda köyün içinde tavuk yetiştirilmesi de yasaklanmış her yer pislik oluyor diye. Bu köyde yaşayan eski dostumuz Çoban Ali de dama götürmüş tavuklarını.

 

DSC00120

DSC00129

Ali’nin aile mesleği çobanlık, nesillerdir keçi çobanlığı yapıyorlarmış. Küçükten oturtmuşlar keçileri sağmaya. Ama şimdilerde keçilerini satıp balıkçılık yapmayı düşünüyormuş o da. Çobanlığın gecesi gündüzü yok sürekli keçi peşindesin diyor. Keçi sütü ve peyniri verdi bize. Ondan önce köy yoğurdu aradık köyde ama köylünün çoğu hazır yoğurt tüketiyormuş. Bir kafede biraz yoğurt bulduk, onunla da keçi sütlerini mayalayıp yoğurdumuzu yaptık.

gabak

 

Köyde dört bakkal var, köylünün ekmek yaptığı ortak fırınlardan yok. İki kahvesi var biri hemen köye girer girmez, asmaların altında. Burası yaz kahvesiymiş estiği için. Diğeri daha içeride kalıyor, gelen geçene laf atan bir amcanın işlettiği. Küçük dükkanlar vardı ara sokaklarda, içeride balık ağlarıyla uğraşan adamların olduğu.

 

 

Bir de köyün girişinde prefabrik yapılar vardı, Çanakkale depreminde eski toprak evler zarar görmüş, yıkılıp yeniden yapılacaklarmış. Arda da bu prefabrik evlerin birinde yaşıyor anneannesiyle. Davul çalmış ramazan boyunca. Ondan erken kalkıyormuş hep, “Alışkanlığım var erken kalkıyorum sabahları.” diyor. Kalkınca şöyle bir köyü kolaçan ediyor, limana iniyor, kafasına göre takılıyor Arda. Pemra Arda’yla oturduktan sonra bir sürü şey öğrendim denizle ilgili diye gelmişti yanımıza. Buradaki çocukların neredeyse hepsi deniz kuşu. İlk günden, ertesi gün hep birlikte denize gidelim diye sözleşilmişti bile.

DSC00111

Köye geldiğimizde muhtarı bulduk önce, muhtar ve azaların gençliği bizi şaşırttı. Hepsi bize yardımcı olmaya ve köy için bir şeyler yapmaya çok isteklilerdi, yaz kahvesinde oturduk, aza Salih’le tanıştık, bilgi aldık, verdik. Çocukların çoğu sabah 10’dan 1’e kadar Kur’an kursuna gidiyorlarmış. Saati akşam üzeri diye belirledik öyle olunca. Köylülerin eğlencelerini yaptığı, oturup vakit geçirdiği bir yer varmış kalenin dibinde eski karakol dedikleri. Orayı doğaçlama dans mekanımız, okulun parkeli salonunu teknik ders mekanımız kalenin girişindeki serin alanı da ritim çalışması alanımız olarak belirledik. İnceden bir müzik çalarsanız herkesi oraya toplarsınız dedi Salih. Bir de anons yaptırdık, çocukları toplamak için. Tanışmayı 9’da yaparız demiştik ama anonsta saat belirtilmeyince hemen geliverdi çocuklar. Biz de başlayıverdik çemberimizi yaparak.

DSC00024

Herkes ismini ve sevdiği bir şeyi söylüyordu çemberde oyun gereği, denizi, yüzmeyi, ağaçları sevenler… Güzel oluyor duymak çocukların sevdiği şeyleri. Anahtar kelimeler gibi, köyü, çocukları tanımaya yardım ediyor.

 

Hacıyatmazla devam ettik sonra, güven çalışması yaptık, ağırlığımızı bırakmayı denedik birbirimize. Hoşuna gitti kimisinin, hep ortada olmak istedi, kimisi ortaya geçmek istemedi. Öyle oynadık birlikte. Sonra biraz ne yapacağımız hakkında bir fikirleri olsun diye küçük bir oyun gösterdik onlara. Elimizdeki görünmez nesneyi birbirimizden alıp başka nesnelere dönüştürme oyunu. Nesneleri tahmin ederek katıldı çocuklar bize. Birkaçı da sahneye çıkıp bizimle birlikte denedi nesneleri dönüştrmeyi. En son hep birlikte çember olup birbirimize ses yollayıp, sesimizle birlikte tüm nefesimizi ortaya verip ertesi gün buluşmak üzere ayrıldık. Ayrılırken de dedik ki biz bu 4 yaşından başlayıp 15 yaşına varan çocukları ikiye ayıralım, bu iş böyle olmayacak.

DSC00021

DSC00097.JPG

Ertesi gün saat 2’de ritim çalışmasında hep birlikteydik. Deniz’in sesini, ellerini takip ettik, aynı ritimleri yapmaya çalıştık. Sonra herkes bir ritim verdi ve o ritmi hep birlikte tekrar ettik.

DSC00100.JPG

Dans atölyeleri için ikiye ayrıldık, doğaçlama ve teknik çalışma ekipleri olarak. Büyükler (11-15 yaşları) teknik alırken küçükler (4-10 yaşları) doğaçlamadaydı, sonra yer değiştirdiler. Hem büyüklere hem küçüklere aynı doğaçlama çalışmalarını yaptırdık. İkili eşleşip birbirinin vücuduna şekil verme, gözü kapalı birbirini gezdirme gibi çalışmalar yaptık. Küçüklerin dikkatleri çabuk dağılıyordu, hızlı hızlı bir doğaçlamadan öbürüne geçtik. Teknik derste büyük gruba çağdaş danstan bazı temel hareketler gösterdik. Bunu niye yapıyoruz deyip anlam veremediler. Tek tek yapmaktan çekindiler hareketleri, arkadaşlarının onları izliyor olmasından biraz rahatsız oldular. Doğaçlamadan sonra teknik atölyeye giren küçüklerin dikkati çok dağınık, okulun salonu çok sıcaktı. Biraz hareket gösterip sonra müziği açıp hadi hep birlikte dans ediyoruza bağladık.

İkinci gün teknik derste küçüklere hayvan yürüyüşleri gösterdik. Çocuklar hareketleri öğrendikten sonra işin içine biraz da hikaye katınca çalışmanın daha çok içine girdiler. Köprü denedik. Hepsi deneyip yapmaya çalıştı, hoşlarına gitti. Çocukların neredeyse hepsi ellerini parmakları yukarı bakacak şekilde koyup bizim yaptığımız gibi (parmak uçları ayaklara doğru) koyunca rahat edemiyorlardı. Bu ilginç bir noktaydı. Büyüklere ise hazırladığımız bir seti gösterdik. Erkek çocukların çekinebileceğini yapmak istemeyeceğini düşünüyorduk önceden, hatta bu yüzden dans demesek mi diye bile düşünmüştük. Oysa aksine erkekler de katılıp denediler. Set öğrenmek tek tek hareket öğrenmekten daha çok hoşlarına gitti. Çoğu ertesi günkü çalışmaya evde çalışıp gelmişlerdi.

DSC00112.JPG

Akşam bir toplantı aldık, genel yaşayış düzenimiz, beklentilerimiz, çocuklarla olan ilişkimizle ilgili. Bazı çocuklar sıkılıyor, katılmayabiliyorlardı bazen. Berit, çalışmaların saatlerinin, içeriğinin belirlenmiş olmasının katı bir form olduğunu, ders gibi algılandığını, şu anki her şeyin saatinin, formunun belirli olduğu yaşama düzeninin dışına çıkamadığını dile getirdi. Daha farklı bir form önerdi. Bir köye gitsek, orada bir alanımız olsa biz orada günlük hayatımızı yaşarken, gezerken çocuklarla tanışsak, onlarla ilişkilendikçe birşeyler göstersek, konuşsak muhabbet etsek, onlardan da öğrensek diye. Ama böyle olunca daha az çocukla ilişkileneceğimizi dile getirdi Buket. Bu alternatif formu denemek de istedik bir köyde.

DSC00107

Üçüncü gün buluşma saatinden önce eski karakol alanında bir sürü çocuk vardı. Bazılarımız bazı çocuklarla sohbet ederken bazılarıyla suluboya yaptık. Erbane elinde gezenler, ukuleleyi deneyenler, mızıkayı soranlar. Karnaval alanı gibiydi. Dün konuştuğumuz o hale yaklaşmıştık sanki.

 

Bazı çocuklarla birlikte masal oluşturduk. Prenses ve şovalye olsun içinde dedi bir kız çocuğu. Prenses ne demek diye sorunca uzun etekli çok güzel kız dedi. O zaman bizim hikayemizde uzun etekli ve güzel bir kız olsun dedik. Şovalye de güçlü olur, prensesi kurtarırmış. Prensesler şovalye olamaz mı, şovalye ne demek diye konuşunca en sonunda adı pamuk olan köyün bilge ve güçlü bir kadının hikayesini oluşturduk. Hatta çocuklardan biri hikayeyi yazmamızı istedi ki annesi uyumadan önce ona okuyabilsin.

Hikayeden sonra hadi dans mı etsek diye büyüklere öğrettiğimiz seti gösterdik ki önceki gün küçüklere fazla olacağı önyargısıyla onlara başka şeyler göstermiştik. Ama gördük ki hem çok istekliler hem de kolayca öğrenip doğru bir şekilde yapabiliyorlar hareketleri. Çalışma saatinden önce kendiliğinden çalışmaya başlamış olduk böylece. O gün grup grup çalışıp performansa hazırlandık. Saatini tutmadığımız, uzun, eğlenceli bir çalışma oldu. Herkes kendine bir grup alıp onlarla çalıştı. Küçük gruplarla olunca hem çocuklar çok dağılmadı, ya da dağılacak gibi olduklarında ihtiyaçlarını gözetip ara verdik, hem ilgilerine göre şeyler yaptılar. Yankı Capoera gösterdi, öyle olunca erkek çocuklar daha çok oraya gitmiş oldu. Kız çocukları Duygu’yla dans setini öğreniyorlardı zaten. Bu ayrım çok hoşumuza gitmese de böyle oluverdi. Çalışmalarda da ben kızın/oğlanın elini tutmam diyenler, birbirleriyle oynamayanlar, eş olmak istemeyenler olmuştu. Ama son günlerde bu değişti, çocukların bu kadar hızlı değişiyor olmaları bizi şaşırttı ve sevindirdi. Büyük grup kendisi gelmiş seti tekrar etmek istemişti, Pemra ve Tansu onlarla çalışırken Buket en küçük grubu aldı. Deniz birkaç çocukla erbane çalışırken Berit videolarımızı çekti. Ertesi gün gösteride neler yapacağımızı konuştuk, çocukların sevdiği oyunları sorduk o oyunları dahil edelim diye. Çocuklar sahneyi süslemeyi önerdi. Süs getirelim diyerek ayrıldık.

DSC00137

Son gün gösteriden önce buluşup çalıştık, yeni gelen çocuklar oldu, çocuklar birbirine hareketleri gösterdi, yeni gelenleri de kattık. Çocuklar kartonlar, balonlar getirmişlerdi. Onlarla sahneyi süsledik, resimleri astık.

DSC00139

DSC00141

DSC00142

Tamer’i sunucu yaptık ve seyircilerin gelmesiyle gösterimiz başladı.İlk gösteri bitti, seyirci bir daha isteyince gösteriyi yeniden yapmakla kalmayıp çocukların isteğiyle bir sürü doğaçlama çalışmasını araya soktuk, uzattıkça uzattık gösteriyi. İzleyenler sıkılmış mıdır eğlenmiş midir bilmeyiz ama biz ve çocuklar kendi kendimize eğlendik. Biraz sahne bilgisi görgüsü vermediğimizi fark ettik gösteri sonunda. Çocuklara sahnede nasıl davranılır hiç söylememişiz. Onlar da konuştular ettiler tabii. Bir dahaki köye biraz sahneleme üzerinde duralım dedik.

Köyden ayrılmak üzereyken fark ettik ki çocuklar bedensel faaliyetlerde olduğu kadar sosyal bağlamlarda da değişime çok açıklar. Sözgelimi, ben hiç resim yapamam ki diyen Berfin’in çizdiği şahane kuş resimleri, “dansı kızlar yapar” ön yargısının birçok çocukta kırılıp gayrete dönüşmesi, küslerin barışması, “kızların elini tutmam ben”cilerin yumuşaması, kendi sesinin çokluğundan başka arkadaşlarını duyamayanların dinlemeyi öğrenmesi, dört gün gibi kısa bir sürede oluşabileceğini tahmin edemediğimiz değişimlerdi. Hal böyle olunca, neşelenip umutlandık, onlar açıldıkça biz de açıldık, kaygılarımız hafifledi.

DSC00155

FJVd-m.gif

Son akşamımızda çocuklar tişörtlerini, ellerini kollarını imzalattılar hepimize. Telefonlar, mail adresleri alındı, keşke hep burda kalsanız, çok eğlenceli biz böyle toplanmıyoruz ki siz olmayınca serzenişleri arasında, anı olsun diye hediye edilen topumuz, zeytinyağlarımızla köydeki son uykumuzu uyuduk hem de bu sefer Çoban Ali’nin evinde.

DSC00378.JPG

Ertesi gün uzun bir yolculuk olacaktı güya. Tabii biz oturup 2 saatlik kahvaltı sonrası 4 saatlik bir toplantı alınca çok uzamadan yol üstündeki bir köy olan Çayköy’de konakladık. Berit’le Deniz su doldurmaya diye köye gittiler, saat gece on ikide. Sonra uyuduk derken “Kalk kalk polis” sesleri ile uyanıp elinde tüfek olan iki adamla karşılaştık. Çok saldırgan bir tavır içindelerdi. Biri muhtar biri polismiş. Köyde koyun hırsızlığı olmuş yakın zamanda, bizim o hırsızlar olabileceğimizi düşünmüşler. Kimliklerimizi isteyip onları götürüp sabah getireceğini söyleyince adama kimlik sorduk ve ortalık iyice alevlendi, polis buna sinirlendi. Tüfeği ata ata gelecekmiş de köylü korkmasın diye atmamış. Neyse kendimizi anlattık. Adam yine de kendi taraflarını daha haklı buldu. Bizim hırsız olmadığımıza ikna olunca söyleyin şimdi bir ihtiyacınız var mı dedi, yok yok dedik ve uykumuza devam ettik. Ertesi gün de kahvaltımızı bile yapmadan oradan ayrıldık ve yola çıktık derken Pamukkale’de mola verip akşamı orada geçirdik. Ertesi gün aman köye gece varmayalım diyerek yola çıkıp öğleden sonra ikinci köyümüz Salda’ya vardık.

 

performans çerçevesi fikirleri

DSC00155

  • Biz ne istiyoruz, çıkacak üründen beklentimiz var mı?

Birlikteliğe, bir arada olmaya vurgu yapacak bir performans olmasını isterim ben, bunları filme çekip birleştireceğimizi düşünerek, izleyenler için umut verici bir şey olsun diye.

  • Çocuklara ne vermek istiyoruz?

Çocuklar için de aa bedenim neler yapabiliyormuş aslında gibi bir his oluşturabilse ne güzel olur. Aslında ben neler yapabiliyorum, yapabiliyoruz birlikte diye. Performansı onlar çıkarmış gibi olsa güzel olur, biz sadece yönlendiriyormuşuz gibi olsak, yol yordam gösteriyoruz araçları sunuyoruz onlar yapıyorlar gibi. Bunun için de her çalışma sonunda küçük bir performans çıkarmalarını isteyebiliriz. Gruplara ayırıp şimdi tüm derste öğrendiklerimizden istediklerinizi alıp bize sunun diyebiliriz.

Bir ısınma seti hazırlayıp her gün aynı ısınma setini vermek iyi olabilir. Bizden sonra hatırlayacakları bir şeyin kalması iyi olur yapmak isterlerse. Bunu birimiz hazırlayabilir. Gönüllü var mı?

  • Nasıl?

Rollerin olmadığı, var olanların da değişip dönüştüğü, mesela belki üç farklı grubun üç farklı seviyeden başladığı, süreç içinde seviyelerin değiştiği, bir grup yükselirken diğer grubun alçaldığı bir arada izlendiğinde bir bütün gibi görünen bir şey kurgulayabiliriz. Belki eşli kısımlar olur, tek başına yapamadıkları bir hareketi birlikte yapabilirler, ya da şu güven çalışması gibi şeylerden koyabiliriz. Aklımda bir koreografi oluşmaya başladı bile ama bunu çocuklarla oluşturmak daha iyi olur,  aklımda bir şey var onu uygulamaya geçirmek için çocukları kullanıyorum gibi olmasını istemem. Ama bir şeyler en azından bir çerçevemiz olsa iyi olur gibi. Mekan işin içine girince her şey değişecek ve ona göre şekillenecek tabii. Yine de performansta da kullanabileceğimiz bazı egzersizler, oyunlar olsun.

  • İsimleri öğrenmek için bir isim oyunuyla başlayabiliriz. Böyle birkaç oyunumuz olsa dikkatleri dağıldığında hemen bir oyun oynayıp etrafı toparlayabiliriz. Çabuk dikkatleri dağılabiliyor özellikle küçük yaş grubundaki çocukların.  İki kişi bul arasından geç, el çırpınca dur, birbirine nesne verme gibi oyunlar olabilir.
  • Nesneyle de çalışabiliriz. Bir atölye nesneyle çalışma atölyesi olabilir. En çok kullandığınız, köyde en çok gördüğünüz  ya da sevdiğiniz bir şeyi getirin diyebiliriz. Belki birçok atölye başlığı olur nesneyle, mekanla, partnerle falan diye, performansta hangisini kullanacağımıza karar veririz. Belki bir köyde nesne kullanırız, öbüründe partner gibi.
  • Güven çalışması yapılabilir.

Biri kendini arkaya bırakıyor, diğeri tutuyor, (çok emin olamadım bundan ama)

  • Bir kişi hamur gibi olur diğerleri ona şekil verir. Partnerli de yapılabilir. Ya da 3 kişi.
  • Resim/hikaye oluşturma

Mesela ben dumanım deyip duman olma sahneye geçip, diğerinin gelip ben bacayım deyip bacayı oluşturması. Bu tablo 5 poz da olabilir tamamlandıktan sonra. 5 hareket bulur herkes, hareketli bir tabloya dönüşür. Gonca yaptırmıştı böyle birşey bir kere.

  • Hareket kalitesi kesik kesik, doğrudan, dolaylı, sert, yumuşak, hızlı, yavaş, hareketlere sıfatlar verebiliriz, üzgün zıplama, neşeli dönme gibi. Aynı hareketleri farklı gruplar farklı kalitelerde yapabilir.
  • Mimikleri kullanmak
  • Ses kullanma, bilmediğin olmayan bir dilde duygularını ifade etmek.
  • Bazı hareketler verip bunlardan set oluşturmalarını istemek (Mesela her köyde aynı hareketleri veririz ve hep farklı birşey çıkar, aynı hareketlerin farklı kurgusunu farklı mekanlarda farklı kişilerle görmek güzel olur aslında, sonraki video için de birleştirici olur. Bir kısmı bu olsun bence.)
  • Ayna çalışması
  • Görünmez topla oynamak.
  • Karışık yürürken söyleyeceğimiz sayıda kişininin biraraya gelip söyleyeceğimiz bir harf ya da rakamı oluşturması
  • İçinden, yanından, kenarından çalışması. Birbirinin içinden yanından kenarından geçme, 2 kişi, sayı artabilir.
  • Elleri birleştirip hiç ayırmadan hareket etmelerini isteyebiliriz. İkili eş olarak başlayıp tüm grupla bitebilir bu çalışma.